18 Temmuz 2010 Pazar

The message to you..

Nice work,
But means nothing to me,
Do do not say "no, keep on"...
Do not say,
Because it's you
saying the words for consolation,
and also the source of the sorrow
which is making me feel like a loser.
No don't...
'Course I will go on my life
running in cycle and so on...
Yes the pain will ease and
I know, nothing remains the same and strong,
as it used to be!
Yes I know life goes on...
But also there is love
And "love is not love alters when it alteration finds"
as suggested by shakespeare.
And mine feels so,
No matter what you say and feel,
I have to climb up to that hill;
Even if there is no good spacious sphere...
I have to see it.
I have to experience it even if it ends in misery.
I fell (in love) and do not want to be got up
Please understand a bit...

Saymayı Bıraktım...

Yokluğunu sayarak yaşayamayacağımı anladım az önce...
Olmuycak sanki, dediğim gibi survival of the fittest olsaydı eğer doğadaki gibi belki daha kolay olurdu o zaman şansını denemesi insanın; ben geldim benim ol, hey sen, artık devrin doldu falan.... yok öle bişiy malesef, işin içine vicdan da giriyo ya işte o kötü. Bazan benden iyi bir lider olur gibi laflar duyuyorum. evet lider vicdanlı da olur ama ben liderlik yapamayacak kadar çok vicdanlı ve duygusalım. sonucu şimdiden görüyorum fiyasko...Seni elde etmeye çalışmak olsa keşke derdim, yani bir yarış olsa, o zaman rekabetçi, agresif Adam olurdum ve belki daha kolay olurdu. Amerikan filmlerindeki kız kaldırma sahnesi değilki meret. Bizimkisi olsa olsa "selvi boylum al yazmalım" final sahnesi kıvamında birşey... Sevgi neydi sorusunun yanıtının emek olduğunu söyleyen azeri yazar kimdi hatırlamıyorum ama doğru demiş malesef; fakat kendisine bir ihtirazım olucak: Ölmeden evvel aşk neydi sorusuna da yanıt verseydi, zira ben heeçç iyi değilim...Bizimkisi burda ayrılıyor. Beynimi de yordu bu durum, kalbimi de, ruhumu da... Yıllar sonra oldu, aşk geldi, hoş geldi sefa geldi de, yine kuzeybatıdan karayelle geldi...Isınmıştım bir anda soğutuverdi. yazımı kışa mı çevirdi ne... Sana söyleyeceklerim var...Teselli ediyosun ya; başka hedefler koy falan! Hedefim de herşeyim de sen oldun.Ve ilk defa birşeyi hedefleyip hiçbirşey yapmıyorum ulaşmak için çünkü yaparsam etik olmayacak...
Sana etikle alakası olmayan birşey söylemeliyim: Seni acayip seviyorum...
Bak işte arabesk dinlemeye de başlarım demiştim az kaldı...

Bugün Pazar
Gece hafif rüzgar var
Üstümde mavi bir t-sihrt
Ayağımda da da siyah bir şort
İçimde bir sıkıntı da var
Bilgisayarımda virüs var
Dışarda sarhoş bir adam
Askıda yeni yıkanmış çamaşırlar var.
Kısacası herşey var var da;
Sen Yoksun!!!!!!!!!!!!!!!!!!
Hiç bir şey yok!!!!!!!!!!

16 Temmuz 2010 Cuma

Last 4 days without you...

Birkaç kez konuştuk telefonda, özledik... hme çok özledik... ama kopuk birşeyler hep eksik... özleyeceğini biliyordum bilmesine de sonuç sadece daha çok özlem. özellikle dün konuştuğumuzda yanımda olman için neler vermezdim. Hayatında güzel gelişmeler olurken yanında olmalıyım, gerçi yanında olan bir başkası olduğundan bu kadar dertli olduğumu unutuyorum bazen...
Seni Seviyorum, özlüyorum, bekliyorum, duam oldun, rüyam oldun ama sanki solup,kayıp gidiyorsun gibi ellerimden...

13 Temmuz 2010 Salı

Day 5

Bir bahane seni aradım maaş falan diyerek bugün...Yordu artık bu göğüs kafesimi kaplayan sancı. Çabuk yoruldum gibi geliyor ama alışkın değilim ne kadardır böyle hissetmeye. Çoook zaman geçmiş üzerinden ama aslında hikaye çok tanıdık... Uzakta bir kız, fiziki uzaklığı tek engel de değil arada. Bizim ortak ankaraya gidecek bugün. Onun yerinde olmak istedim, gel dedi ama her zaman ki gibi ortam müsait değildi...
Dün senin aramanı beklerken çok sevdiğim bir arkadaşım aradı, konuştuk biraz sen de duymuşsundur, hepinizi özlüyorum özlemesine de sana hasret duyuyorum desem... Bütün gün Mazhar Alanson eşlik etti bana, en çokta "ah bu ben" diye bir şarkı var onu dinliyorum. Bugün Pazartesi ve haftayı çekilir kılacak bir bahane yoktu okula giderken...

Sen yoktun ben yokluğundan yoruldum...

11 Temmuz 2010 Pazar

Day 4

Bu gün öyle alalade bir gündü, ta ki sen mesaj atana kadar. Sesini duymak iyi gelir sanmıştım; ama sanki daha uzaklaştın birden... Çok daha zorlanıyorum arayamıyorum, münasebetsiz bir an olur diye korkuyorum, nedenini hiç sorma bilmiyorum. Mesajında vefa dedin ya... Vefalık bir durum olsa keşke aradaki. İnsanın arkadaşını araması çok kolay ama seni aramak... Bugün sıkıldım, aç kaldım yine. Başım ağrıdı çokça. Nihayet çıkıp birşeyler yedim saat 6 gibi. Doyurdum karnımı ve seninle birlikte baktığımız ayakkabılardan hatırlarsın, kahverengi vardı burnunu sevmemiştik! Onu satın aldım. Yaptığım şeyleri seninle yapıyormuş gibi hissetmeye çalışıyorum anlaşılan. O ayakabıya bakınca seni hatırlıycağıma şüphe yok. Tanrım nasıl bir bilinç altıdır. Mesajlaşmamız ise biraz tuhaf... 45 dakika da bir gibi bişiy oldu ortalamaya vurunca.
Herneyse. Bugün dünya kupası final maçı vardı ve Şampiyon İspanya oldu; ama sen Yine YOKSUN.... Ben senden yoksun...... Arabesk oldu di mi biraz? ama olsun bugün mesajı bitirişimiz gibi bitiriyim. OLur o zaman:) Oldu o zaman:)

P.S. Düşündüm de, aslında sesini duymak herşeye rağmen iyi geldi...

P.S. Bugün günlerden pazardı ve sen yoktunnnn...

10 Temmuz 2010 Cumartesi

Day 3

Nasılsın nasıl gitti? Alıştın mı sen de? Rahat mısın artık Ankara'da?
Evlenmişsin, nasıl oldu? Bulabildin mi sonunda? Hep anlattığın o meşhur
huzuru İyiyim ben Hep aynı şeyler işte Uyku hapları Yalan dolan
gülümsemeler İyiyim ben Hem sen tanırsın beni ...Ne
yapsam ne söylesem O geç kalmışlık hissi Son defa görsem seni Kaybolsam
...yüzünde Son defa yenilsem sana Hiç anlamasan da Son defa benim olsan
Uyansam yanında. İnan pek yeni bir şey yok. Biraz yaşlandım tabi
Seyrek saçlarım artık yok dencek kadar az. Bir bitmeyen gece bıraktın Ve üç nokta
düşürdün Belli etmedim ben pek, tenhalaştım...

Yukarıdaki yazıyı birinin sayfasında okudum. Çok az değiştirdim ve aslında yıllar sonra sana böyle birşey yazmak ürpertti...

Bugün nasıl geçti...
Kpss vardı ve bitti...
Bugün hep telefona baktım, hep çağrı kolladım, hep sen aradın sandım başkası çıktı. Neden ben aramadım bilmiyorum. Ben zaten sevdiğimi söyledim ya sen özle, sen ara istiyorum zannımca ve tabi bir sınavdan çıkmışım sen düşünüp ararsın diye de umdum. Sıkıcı... :Kimse yok. Sen zaten yoksun. Yalnızım, yemek de yemedim, zaten yalnız sevmem yemeyi. dışarı çıkıp bişiler yapmalı dedim ama o da yok. İçimden gelmedi. Dün söylediğim gibi Adam'ı izledim. Beğendim, mutlu sonla bitsin istedim ama ucu açık kaldı biraz. Sanki bana sarılmalısın şimdi! Evet o sahne iyiydi. O sahneyi bana anlattığını hatırlıyorum. Nedense o an sana sarılmalıymıştım gibi geldi izlerken...
Özlüyorum...

9 Temmuz 2010 Cuma

First 2 Days, 08-09 July Neden?

Yazıyorum çünkü elimden başka bir şey gelmiyor şu an. Elimeden geldiğince imla kurallarına dikkat etmeliyim zira olurda bir gün okursan dilbilimci yanının alay ettiği çaylak beceriksiz yazar olmak istemem.

Yazıyorum çünkü çok hızlı ve gereksiz konuştuğumdan anlaşılamıyorum. Dilim çözülsede kifayetsiz kelimeler hedefi ıskalamakta hiç zorlanmıyor. Yazdıklarım da varacak bir nokta olmadan fütursuzca çıkıvermekte şu an elimden. Olsun!. Kimseye doğru düzgün anlatamadığım için yazıyorum. "Seni Seviyorum" anlamını yitirmesin diye yazıyorum.
Yazıyorum çünkü özlüyorum. Yadetmeye çalışıyorum. Sana sarılamadığımdan kelimelere sarılıyorum ve bağlaçların gerdanına bir öpücük konduruyorum sen yerine koyarak. Kelimeler gözlerim olup görmeye uğraşıyor başkenti ta buralardan; onlar gözlerimden farklı olarak hipermetrop, uzağı görür yakını göremedikçe.
Yazıyorum elimden gelmiyor başkası, başkası sahipken sana gelmiyor işte hiç bir şey elimden, içimden gelen keşke gelse de elimden.
Gamzelerinden öpüyorum yine senin yerine fiillerimin ki onlar faillerini bulamamaktalar.
Bu iki günü anlatmaktı aslında hedefim ama nedenler yaşananları eksik kıldı; kalbim sıkışmadan geçirdiğim her ana bu iki günde ya mesajın ya da sesin eşlik etti. O anlardan geriye kalan boynu bükük ve sefil soluklanmalar, gereksiz konuşmalar, bir koç dostun güzel ama anlamsız, yardımsever ama çaresiz, konuşkan ama kısır yüzüydü.
Peki ya şimdi; biirazdan kalkıp "Adam" ı izliycem senin istanbulda son izledğin filmin bu olduğunu varsayarak. Birlikte izliyomuş gibi hissederim diye umuyorum. Aynı şeylere gülmeye aynı yerde duygulanmaya ve aynı yerde sıkılmaya çalışıcam ve eğer mümkünse baş karakterin yaptığı bir salaklıktan empatiden ölürcesine aynı anda utanmaya. Mümkünse bir şeyler yedikten sonra sana bilardo öğretmeyi istemekteyim, sonra biraz hava alıp çay içmeye davet edicem metroportun balkonunda. Böyle uykuya dalıp uyanmalı yoksa sabahlar olamıyor bu günlerde.
Bu arada, yarın Kpss var ama sen yoksun...